İş Görüşmesine Giderken Nasıl Giyinmeli?

İş Görüşmesine Giderken Nasıl Giyinmeli?

Beklediğiniz iş görüşmesi teklifi geldi. Kendinizi doğru ifade edebilmek, yeteneklerinizi ön plana çıkarabilmek için kıyafetinizle bütünlük oluşturmanız gerekir. İş görüşmesine giderken doğru kıyafet seçimi yapmanıza yardımcı olacak bilgiler…

İş Kadını

İş Kadını

Bazı şirketler klasik giyime önem verirken bazı şirketler kot pantolonla çalışabilme esnekliğine sahiptir. Görüşmeye gitmeden önce şirket hakkında kısa bir araştırma yapmalısınız. Bu sayede şirketin genel yapısıyla ilgili fikir edinebilir, giyim tarzınızı belirleyebilirsiniz. Reklam ajansı ve bankaların kültürleri arasında fark vardır ve kıyafet kurallarını doğrudan etkiler.

Pantolon-ceket ya da etek-ceket takımları her şirket kültürüne uyum sağlayabilir ve göze batmaz. Kahverengi, siyah, gri, füme gibi renklerde takım elbiseler tercih edebilirsiniz. Koyu renklerin modası asla geçmez ve size resmi bir görüntü kazandırır. Açık renkli kıyafetleri ilk görüşmede giymemeye özen gösterin. İşe başladıktan sonra kurum kültürünü soluyarak kendinize özel tarzınızı yansıtabilirsiniz.

Beyaz renk; karşınızdaki insanda güven duygusunu hareket geçirir. Uzun kollu, bele oturan beyaz gömlek giyerek ilk olumlu adımı atabilirsiniz. Takım elbiseniz koyu renkliyse açık pembe, lila, turkuaz gibi renkleri tercih edebilirsiniz. Gömlek seçimi, giydiğiniz takım elbisenin kumaşına göre büyük önem taşımaktadır. Eğer çizgili takım elbise giyiyorsanız mutlaka düz renkte bir gömlek tercih edin.

Ayakkabılarınız kıyafetinizle uyumlu, hafif topuklu ve mutlaka kapalı olmalıdır. Parmak arası sandaletler, çok yüksek topuklu ayakkabılar, payetli babetler iş görüşmesi için uygun değildir. Giyim tarzınıza uygun olmasa bile dolabınızda mutlaka klasik bir siyah ayakkabı bulundurun. Siyah; her renkle uyum sağlar ve iş görüşmeleri için en uygun ayakkabı modelidir. Temizlik, kıyafetlerinizde olduğu kadar ayakkabılarınız için de önemlidir. Yanınızda mutlaka kâğıt ya da ıslak mendil bulundurup görüşmeye girmeden önce ayakkabınızın üzerindeki leke veya tozları temizleyin.

İş görüşmesine giderken aksesuar kullanımında sadelikten yana olmalısınız. Bütün ilgiyi üzerine toplayan iri taşlı yüzükler, parlak kolyeler ya da sallantılı küpeler iş görüşmesinde tercih edilmemelidir. İnci kolye, tek taşlı yüzük ya da top küpeler kullanarak sade ve özenli bir görünüm yaratabilirsiniz.Çantanız çok büyük ya da çok küçük olmamalıdır. Koyu renk, deri, orta boy çantalar iş görüşmesi için idealdir. Payet, desen, zımba gibi teferruatlı çantalarınızı özel hayatınızda ya da işe başladıktan sonraki günlerde kullanabilirsiniz.

Elleriniz bakımlı olmalıdır. Beyaz ve tonlarındaki ojeleri tercih edebilirsiniz. Makyajınız abartıdan uzak, sadece yüzünüze canlılık verecek ve karşınızdaki insana kendinize özen gösterdiğinizin sinyali iletecek türde olmalıdır.

Dişleriniz temiz olmalı ve nefesiniz güzel kokmalıdır. İş görüşmesine girmeden önce karşınızdaki kişiyi rahatsız edecek baharatlı yiyecekler yemeyin ve sigara içmeyin. Hafif kokulu parfüm kullanarak güzel kokabilir, bakımlı görünebilirsiniz.

Saç modeli seçiminde sadelikten yana tercih yapmalı, kuaförden yeni çıkmış izlenimi yaratmamalısınız. Kısa saçlarınızı açık bırakabilir, uzun saçlarınızı şık bir topuzla şekillendirebilirsiniz.

Küçük bir tüyo: yanınıza bir kalem ve not defteri almayı unutmayın. İş görüşmesinde konuştuklarınızı not alırsanız bir sonraki görüşmelerde hatırlamak için hafızanızı zorlamazsınız.

Yorum (yok) Yorum yaz!

BENDE BİR SEN BIRAKTIN!

Bende Bir Sen Bıraktın!

Zaman geçtikçe sana benzemeye başladım. Üstelik en sevmediğim huyların kalmış üstümde, şimdi onları bile özlüyorum. İçimde bir küçük sen yaşıyor. Hasretten mi, bilemiyorum?

Bende Bir Sen Bıraktın!

Bende Bir Sen Bıraktın!

Üzüm üzüme baka baka kararır derler ya, gerçekten doğru bu, yaşayıp görüyorum. Sen gittin, geriye izlerin kaldı. Cümlelerim bile sana benzemeye başladı. Korkuyorum, zaman bensiz bir sen yapacak sonunda bedenimi, değişeceğim, senleşeceğim ve bir sabah aynada gördüğüm kendi gözlerim olmayacak.

Hatırlar mısın, arkadaşlarımızla otururken komik olduğuna inandığın espriler yapardın. Herkes ayıp olmasın diye gülerdi. Geçen akşam benzer bir konuda sohbet ederken fark ettim ki, aynısını yapıyorum. Etrafımdakilerin bakışlarından anladım, yersizdi.

Senin çok sevdiğin şu lokantaya gittim. Oranın yemeklerini beğenmediğim için kızardın. Sana göre ne güzel yapıyorlardı. Dekorasyonundan, servisinden mutlu olmazdım. Aslına bakarsan biraz ucuz bulurdum. Pahalı olan her şeyin iyi olmadığını anlatırdın. O zaman saçma gelirdi ama susup dinlerdim. Yine de yemek gelmeden önce, çatalımı peçeteyle siler ve suyu masaya konulan bardak yerine şişeden içerdim. Dün önünden geçtim. Ayaklarıma laf dinletemedim, içeri daldılar. Oturdum, belki gelirsin diye düşündüm. Elbette gelmedin ama içimde bir umut vardı. İşin kötü tarafı, o kadar zaman nasıl yiyebildiğini düşündüğüm o fasulye yemeği, öyle lezzetli geldi ki! Acaba içine salça yerine anılarımızı mı koymuşlardı?

Yine kış geldi, yağmur yağıyor. Evde henüz kalorifer yakmaya başlamadık ama hafif bir serinlik var. Sabah uyandım, banyoya gittim, içim ürperdi. Yanımda olsan bağırırdın, ayaklarına çorap giysene diye. Sesini duydum sanki, yatak odasına gittim. Çekmeceden en kalın çorabımı alıp giydim. Gülümsedim kendi kendime. Nasıl kızdırırdım seni, üstümde incecik bir tişörtle sokakta dolaştığımda? Montunu çıkartır zorla omuzlarıma koyardın. Hasta olmaya ne kadar meraklı olduğumu söylenirdin sessizce!

Bir kitabın kalmış yatak odasında, baktım daha yarısındasın. Ayraç duruyor 98. sayfada ve aşkımız gibi tozlanıyor üstü. İçim acıdı birden. Seni ne çok özlediğimi düşündüm. Aldım elime okumaya başladım. Okuduğum her satırda, senin ne düşündüğünü hayal etmeye çalıştım. Garip! Sen asla bir yerde kitap unutmazdın oysa, neden burada bıraktın? Psikolojide bir yerde kendine ait bir eşya unutmak, bilinçaltında oraya tekrar gitme istediğini gösterirmiş. Acaba dönmek istiyor musun?

Ben, zaman geçtikçe senleşiyorum. Ne yapsam, ne söylesem sana benziyorum istemeden. Ne garip değil mi? Kızdığım, üzüldüğüm neyin varsa, hepsi yapışmış üstüme, koparamıyorum. Beni kaybetmek önemli değil de, tek üzüntüm, gün olur geri dönersen ve eskiden sevdiğin o kadını bulamazsan yerinde, ben de bıraktığın kendine aşık olabilir misin yeniden?  msn alıntı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bende Bir Sen Bıraktın!

Zaman geçtikçe sana benzemeye başladım. Üstelik en sevmediğim huyların kalmış üstümde, şimdi onları bile özlüyorum. İçimde bir küçük sen yaşıyor. Hasretten mi, bilemiyorum?

Bende Bir Sen Bıraktın!

Bende Bir Sen Bıraktın!

Üzüm üzüme baka baka kararır derler ya, gerçekten doğru bu, yaşayıp görüyorum. Sen gittin, geriye izlerin kaldı. Cümlelerim bile sana benzemeye başladı. Korkuyorum, zaman bensiz bir sen yapacak sonunda bedenimi, değişeceğim, senleşeceğim ve bir sabah aynada gördüğüm kendi gözlerim olmayacak.

Hatırlar mısın, arkadaşlarımızla otururken komik olduğuna inandığın espriler yapardın. Herkes ayıp olmasın diye gülerdi. Geçen akşam benzer bir konuda sohbet ederken fark ettim ki, aynısını yapıyorum. Etrafımdakilerin bakışlarından anladım, yersizdi.

Senin çok sevdiğin şu lokantaya gittim. Oranın yemeklerini beğenmediğim için kızardın. Sana göre ne güzel yapıyorlardı. Dekorasyonundan, servisinden mutlu olmazdım. Aslına bakarsan biraz ucuz bulurdum. Pahalı olan her şeyin iyi olmadığını anlatırdın. O zaman saçma gelirdi ama susup dinlerdim. Yine de yemek gelmeden önce, çatalımı peçeteyle siler ve suyu masaya konulan bardak yerine şişeden içerdim. Dün önünden geçtim. Ayaklarıma laf dinletemedim, içeri daldılar. Oturdum, belki gelirsin diye düşündüm. Elbette gelmedin ama içimde bir umut vardı. İşin kötü tarafı, o kadar zaman nasıl yiyebildiğini düşündüğüm o fasulye yemeği, öyle lezzetli geldi ki! Acaba içine salça yerine anılarımızı mı koymuşlardı?

Yine kış geldi, yağmur yağıyor. Evde henüz kalorifer yakmaya başlamadık ama hafif bir serinlik var. Sabah uyandım, banyoya gittim, içim ürperdi. Yanımda olsan bağırırdın, ayaklarına çorap giysene diye. Sesini duydum sanki, yatak odasına gittim. Çekmeceden en kalın çorabımı alıp giydim. Gülümsedim kendi kendime. Nasıl kızdırırdım seni, üstümde incecik bir tişörtle sokakta dolaştığımda? Montunu çıkartır zorla omuzlarıma koyardın. Hasta olmaya ne kadar meraklı olduğumu söylenirdin sessizce!

Bir kitabın kalmış yatak odasında, baktım daha yarısındasın. Ayraç duruyor 98. sayfada ve aşkımız gibi tozlanıyor üstü. İçim acıdı birden. Seni ne çok özlediğimi düşündüm. Aldım elime okumaya başladım. Okuduğum her satırda, senin ne düşündüğünü hayal etmeye çalıştım. Garip! Sen asla bir yerde kitap unutmazdın oysa, neden burada bıraktın? Psikolojide bir yerde kendine ait bir eşya unutmak, bilinçaltında oraya tekrar gitme istediğini gösterirmiş. Acaba dönmek istiyor musun?

Ben, zaman geçtikçe senleşiyorum. Ne yapsam, ne söylesem sana benziyorum istemeden. Ne garip değil mi? Kızdığım, üzüldüğüm neyin varsa, hepsi yapışmış üstüme, koparamıyorum. Beni kaybetmek önemli değil de, tek üzüntüm, gün olur geri dönersen ve eskiden sevdiğin o kadını bulamazsan yerinde, ben de bıraktığın kendine aşık olabilir misin yeniden?  msn alıntı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

YAŞAM İÇİN 13 SATIRDA GABRİEL GARCİA MARQUEZ

 
 


YAŞAM İÇİN 13 SATIRDA GABRİEL GARCİA MARQUEZ


1. seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

2. hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara lâyık olan kişi ise seni ağlatmaz.

3. sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

4. gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

5. birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

6. hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! gülümsemenekimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

7. tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

8. zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

9. belki de tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

10. "bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.

11. her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

12. birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden öncekendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

13. kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

Yorum (yok) Yorum yaz!

YENİ MODA ESPİRİLER....

3000 yılında özel makinalar siz hastalandığınızda akan burnunuzu temizleyecekler.



3000 yılında eğer bilgisayara küfür yazarsanız bilgisayarınız sizi cezalandıracak.



3000 yılında siz çantanızı değil çantanız sizi taşıyacak



3000 yılında spor yapmanız kolaylaşacak



3000 yılında saçınızı sakalınızı kolayca kesebileceksiniz



makyaj yapması çok daha kolay olacak.



3000 yılında 4 bacaklı pantolonlar sayesinde istediğiniz yerde oturabileceksiniz.



3000 yılında okullar benzinden tasarruf etmek için otobüs şöförlerini sirk çalışanlarıyla değiştirecekler.



3000 yılında sporcular o kadar çok para kazanacak ki kendileri için oynamaları için birilerini çalıştıracaklar.



3000 yılında klozette küçük oynamalar sayesinde evin içinde sörf yapabileceksiniz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Seni Seviyorum Demenin Doğru Zamanı!

Seni Seviyorum Demenin Doğru Zamanı!

Birini sevmek ve bunu söyleyecek yüreğe sahip olmak, dünyanın en büyük zenginliğidir. Sevginizi cesurca söyleyin. Ailenize, dostlarınıza, sevgilinize, yüreğinizi ısıtan herkese! Ancak konu gönül işiyse, seviyorum demenin doğru zamanı var mıdır?
Seni Seviyorum Demenin Doğru Zamanı!
 
Birini sevmek ve bunu söyleyecek yüreğe sahip olmak, dünyanın en büyük zenginliğidir. Sevginizi cesurca söyleyin, bağırın hatta, ailenize, dostlarınıza, sevgilinize, yüreğinizi ısıtan herkese! Ancak konu gönül işiyse, seviyorum demenin doğru zamanı var mıdır?
Sorunun cevabı, hem var, hem yok! Biliyorum, böyle cevap olur mu diyeceksiniz, ancak maalesef durum budur. Karşınızdaki kişi, aşk ilişkisi içinde olduğunuz biri ise, doğru zamanlama çok önemlidir. Bu zamanı yakalamak da olaylara, ilişkinin yoğunluğuna, kişinin karakteristik özelliklerine göre değişir.
Tanıştıkları andan itibaren, sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış hissine kapılarak, tutkulu ve şiddetli bir aşk yaşamaya başlayanlarda, seviyorum kelimesi çabuk ortaya çıkar. Neredeyse ilk gecenin sonunda sevdiklerini fısıldayan çiftler gördüm.
Taraflardan birisi sevdiğini söylediği andan itibaren, karşısındakinin hareketlerinin değiştiği, yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığı ilişkiler de var. Bu durumda çok erken ağza alınmış bir kelam olduğu söylenebilir.
Yıllar boyu birlikte yaşayıp, mutlu olan ve hiç sevgilerini dile getirmeyen, hatta çocukları evlenip, torunlarını sevme günlerine kadar yan yana durmayı, acı ve tatlıyı paylaşmayı becerebilmiş ama hiç “seni seviyorum” dememiş çiftlere de rastlamak mümkün.
Sevgisini dilene pelesenk edenler grubu ise, kendi başına örnek teşkil ediyor. Bu ikiliyi her yerde görebilmeniz mümkün. Sürekli öpüp koklaşan, birbirlerini enteresan ve sadece kendilerinin anlamını bildiği lakaplarla çağıran, içinde “canım, bebeğim, aşkım, hayatım vb..” kelimeler olmadan cümle kurmayan, özellikle kalabalık ortamlarda çok dikkat çeken, genellikle şımarık çocuklar gibi davranan çiftlerimiz, “seni seviyorum” demeyi alışkanlık edinmişlerdir.
Bunlar gibi birçok örnek vermek mümkündür. Ne kadar çift varsa, o kadar ilişki şekli var demektir. Ana konular ortak olmakla beraber, her ilişki nevi şahsına münhasırdır. Kendince bir lezzeti, şekli ve biçimi vardır.
Bana göre, “seni seviyorum” demek, bir çeşit yemindir. Sevgi, benim kalbimde çarşaf değiştirme hızı ile değişmez. Bu yüzden, başladığım her ilişkide, seviyorum demeyi sevmem. Birini tanımadan, gerçek hallerini görmeden, birlikte kötü gün atlatmadan sevmeyi beceremem. Öyle hissetsem bile, ilişkinin başlarında, bunu dillendiremem. Kalbime dönüp sorarım: Şimdiye kadar gördüğün kısmını mı sevdin? Öyle ya, film yeni başlamış, daha ne katil belli, ne ortada uşak var. Baş kahramanın ne yapacağı da muamma! Neyi sevdim ki?
Bir erkeği sevmem için kriterlerim var. Öncelikle vicdan sahibi biri mi? Çalışan, üreten, düşünen bir beyni var mı? Çevresine, ailesine davranışları nasıl? Bunlardan geçer not alabilmiş her birey, ilk olarak insan sıfatıyla sevgimi kazanır. Bundan sonrası ortalama paydalarda buluşabilirsek zaten yürür gider. Hayatımda her şey yolundayken yanımda, ilk başım sıkıştığında ortada yoksa, böyle birini sevmem mümkün değil. Bu durumu anlamanın yolu da zaman olduğuna göre; öyle ilk dakikada seviyorum demem, diyemem!
Gönül işine mantık girer mi, girerse bu sevgi midir? Kesinlikle evet! Akıl yürütmeden, rüzgarın götürdüğü yere gitmek, aşktır. Sevgi dediğin ruh, akıl ve mantık üçlemesinin birlikteliği ile yürümelidir. Tanıştığımızın ikinci haftasında, bir adama “seni seviyorum” dersem, üç ay sonra aynı adamla bir ömrü geçiremeyeceğime karar verirsem, o sevgiyi ne yapacağım? Eskimiş sevgiler dolabına kaldırırım herhalde ya da kırpıp kırpıp yıldız yaparız.
alıntı....

Yorum (yok) Yorum yaz!

OKUYUN ÇOK HOŞ... SEVEREK VE ANLAMIYLA OKUYUNKİ ANLAYASINIZ...

                            
                                                                                                                                  
 1.Hikâye                                                                                                                         
 Kavak Ağacı ile Kabak                                                                                                            
 Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye        
 başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün       
 dayanamayıp sormuş kavağa:                                                                                                       
 -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?                                                                                               
 -On yılda, demiş kavak.                                                                                                          
 -On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.                                                                         
 -Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!                                                                            
 -Doğru, demiş kavak.                                                                                                             
 Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça 
 da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:                                                                       
 -Neler oluyor bana ağaç?                                                                                                         
 -Ölüyorsun, demiş kavak.                                                                                                         
 -Niçin?                                                                                                                          
 -Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.                                                                 
                                                                                                                                  
 1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek  
 şarttır.                                                                                                                         
                                                                                                                                  
 2. Hikâye                                                                                                                        
 En iyi Buğday                                                                                                                    
 Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:                 
 -Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.                                         
 -Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye            
 sorulduğunda,                                                                                                                    
 -Neden olmasın, dedi çiftçi.                                                                                                     
 -Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.                            
 Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.                    
 Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.               
                                                                                                                                  
 2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Cimrilik ve bencillik kimseye fayda getirmez.    
                                                                                                                                  
 3. Hikâye                                                                                                                        
 Geleceğini biliyordum…                                                                                                           
 Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü.                    
 İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar.                                         
 Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,                 
 -Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür.                                     
 Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.                                                 
 Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş       
 yağmuru altında arkadaşına ulaştı.                                                                                               
 Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını              
 kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;                                                                                        
 -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.                                                                     
 -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…                                                                                           
 -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?                                                                                      
 -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.                   
 Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:                                                                              
 -Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…                                                                                   
                                                                                                                                  
 3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.                       
                        

Yorum (yok) Yorum yaz!